Monday, April 13, 2015

BELGRAD









Vaktiyle Hollanda’da iken Hindistanlı bi arkadaşımı Türkiye’ye yollamıştım. Adam dönünce beni buldu ‘’Türkiye hiç Avrupa’ya benzemiyor’’ diye para iadesi istedi. Ben de dedim ki: ‘’Hangi Avrupa? Sen hiç Balkanlar’ı gördün mü? Aynı Türkiye gibi’’. Bunu dediğimde ben de Balkanlar’ı hiç görmemiştim. Ama hakikaten bize benzediklerini tahmin ederek demiştim.

Batı Avrupa’da çok ülke gördüğüm, çok ülkede yaşadığım ve Luksemburg hariç her ülkeden arkadaş sahibi olduğum için artık o taraf bana ilginç gelmiyor. Bi tek Luksemburg kaldı keşfedilecek. Oradan da bi tren yolculuğunda geçtim aslında ama uyuyakalınca ülkeye girip çıkmışız. Her neyse. Şimdi bi süre canım Batı Avrupa’ya gitmek istemiyor. Dönüşü de zor oluyor hem, bünye medeniyet yapıyor. Dedim ki yönümü ecdat toprağı Doğu Avrupa’ya çevireyim. Bu gezme illeti bünyeye girince acayip bağımlılık yapıyor. Lanet olsun ne güzel alışmıştım ülkemize.

Efendim, uzun lafın kısası soluğu ecdat yadigari Sırbistan’da, daha doğrusu Belgrad’da aldım. Başta da söylediğim gibi benim tek amacım Balkanlar’ın ne kadar bize benzediğini görüp umutlanmaktı. Ama döndükten bir gün sonra, bugün sonuç tamamen tersi oldu. Umutları Romanya veya Bulgaristan!a ertelemek durumunda kaldım.

Ha biraz sokaktaki arabalar bize benziyor ve gelirlerinin Batı Avrupa’ya göre düşük olması. Halk yabancı bankalar aracılığıyla kredi çekmenin çok cazip olduğu bi yere dönüştürülmüş. Herhalde bu tarz ekonomik bilinçsizlik dışında bize benzeyen yönleri çok az.

Bir de taksicileri adeta içimizden tipler. Rahmetli reis Tito’nun mezarına merkezden 480 Dinar’a gitmişiz, dönüşte çevirdiğimiz taksici ‘’1000 Dinar’a götüreyim’’ dedi. 500’e anlaştık ama ben adam rezil olsun istediğim için taksimetreyi açtırdım, sövdü. Doğru yolda olduğumuza işaret. Taksimetre 515 Dinar yazınca adam 515 Dinar istedi. Biz diyoruz ‘’neden 1000 dedin’’ o diyor: ‘’aç dediniz actım, bunu vereceniz’’. Bir kavga bi gürültü. Adam Sırpça sövüyor, biz Türkçe. Küfürden korksak zaten pazarlığa girmeyiz. Bu arada 15 Dinar 1 Lira’dan da az bi para (1 tl yaklaşık 40-50 Dinar) ama bu işler prensip işidir. En sonunda herif bize siktir falan çekti, biz de 500 Dinar’a indik. Gitsin o kazığı Anglosakson’a, Germen’e falan atsın. Ben zaten o taksiye binerken bu it beni kazıklar kafasıyla biniyorum, Avrupalı gibi beyan-güven esasına gore çalışmaz benim kafam. Şu başta yolladım dediğim arkadaşı İstanbul’da taksiciler 5 değişik metodla düdüklemiş bu arada…

Meraklı arkadaşlar için kadınlardan da bahsedeyim. Şöyle bi dünya listelerine baktım zaten milli irade onları 5.-6. Sıraya koymuş. Oldukça güzeller ama daha dikkat çekeni çok dişi olmaları. İtalya’yı zirve alırsam, onun bi tık altında dişilik var. Misal Kuzey Avrupa hatunu da güzeldir ama eşofmanla, taytla gezer. Burada o yok. Makyaj, topuklular, kıyafetler, gözlükler… Erkekler de boylu-poslu, yakışıklı çocuklar gibi ama biraz kabalar. Az bi yontulmaları gerek. Medeniyet göstergesi olarak kadınların sosyal hayata katılımları çok yüksek. Hatta çoğu yerde kadın sayısı erkek sayısından daha fazla ve her zaman her yerde özgürce takılabilmekte oldukları izlenimi veriyorlar.
Bir başka medeniyet göstergesi olarak tuvaletlerine bakalım. 3 kıtada abdest bozmuş bu kardeşiniz şüphesiz ki tuvaletlere bakarak millet karakteri analiz edebilecek seviyeye geldi. Sakın tuvalet deyip geçmeyin, bakmayı bilen gözler için çok ipucu vardır. Öncelikle tuvaletteki sistemlerin kalitesi iş disiplinine dalalet eder. Misal Almanya’da sifonlar hep standart debiyle çalışır. Tuvalet kağıdı, klozet kapağı kağıdı vb lojistiği temsil eder. Yerlerin paspaslanması, taşların silinmesi iş yapma bilincini temsil eder. Çalışanları memnun, iş yükü ve ücreti tatmin edici olan ortamlarda bu ayrıntılar iyidir. Son olarak da insanların sifon çekip çekmediği, kağıtların kovanın içine mi dışında mı kaldığı medeniyettir. Medeniyet sistemdir. Geçen bi şehirlerarası otobüse bindim, hafif bi gecikme üzerine tartışma çıktı. Arkamdaki adam: ‘’Buraları bırakıp Avrupa’ya yerleşmek lazım’’ dedi. Gıcık oldum, ben zaten burada yaşanır mı psikolojisini yeni yeni atıyorum. Muhabbete girmedim. Sonra hareket saati geldi, tüm koltuklar için kemer takma anonsu yapıldı. Baktım kemerler de gayet düzgün vaziyette ama koca otobüste sadece kemeri ben bağladım. Dönüp arkamda ‘’Avrupa’da yasaşamak lazım’’ diyen tipe özellikle baktım, o da takmadı. Yüzüne demedim ama içimden: ‘’Nah yaşarsın’ Avrupa’da’’ demek geldi. Bizde herkesin derdi oradaki kurulu sisteme gidip çökmek. Oysa Batı demek şehirleşmek, beraber yaşama kültürü ve bunun getirdiği kurallara uymak demek. Sen daha kemerini takamıyon be adam… Her neyse efendim, bu örnekten anlaşılacağı gibi toplu kullanılan tuvalete sıçmak da bir şehirlilik bilinci gerektirir. Sen orayı bulmak istediğin gibi bıraktın mı bırakmadın mı? Batılı şehir hayatı tamamen bunun üzerine kuruludur, kendi konforundan toplum hayatını düzenleyen kanunlar-kurallar için vazgeçmeyi öğrenebilecek misin? Her neyse derindir bu konu, demem o ki tuvaletleri de oldukça temizdi Belgrad’ın.


Hem fiyatlar, hem vizesiz seyehat, hem güzel yemekler ve mekanlar, hem tarih, hem gece hayatını birarada bulabileceğiniz hem de bunları yerel rakı kafasıyla değerlendirebileceğiniz gidilesi bir mekandır Belgrad.

2 comments:

Semih KELLECİ said...

Dönmediysen daha Subotica, Niş, Novi-Sad'ı birer saat mesafede gezmeni tavsiye ederim.

Orcun said...

Bir de Turbofolk diye bi kavram var ki, denk gelmemen sevindirici. Elektronik-türk halk müziği düşün öyle garip bişi, ve gençlerin büyük bi kısmı hastası Belgrad'da.